Sunday, February 1, 2009

nasır: mücellâ başarısızlık

kerameti atîden ziyâde mâzide kalan birileri, tayyib efendi' ye yaranmak için "arab dünyasının beklediği yeni nasır" falan gibi nitelemelerde bulunmuş. tabii, bununla esas vurgulanmak istenen arab dünyasından çok, orta şark'ın önderliğine türkiye'nin bölge ülkelerince de lâyık görülmesi gerektiği faraziyesi.

doğrusu, bu tür az gelişmişlik örgütlenmelerinin tarihte, hele de evrensel kapitalizmin egemen olduğu yakın tarihte yaratttığı hayır pek görülmemiştir ama olsun, hamâsiyyat, fütûhatçı duygusallık, fevrî algılamalr ve akla garnitür, bilgiye aksesuvar muamelesi yapmaya dayalı bir dünya görüşü için kâğıt üzerinde hoş göründüğü âşikâr.

gelgelelim, bilmek gerekir ki, cemal abdül nasır denen adam, bütün cafcafına rağmen neticede siyasî açıdan tam bir cilâlı (1) başarısızlık âbidesidir. merak eden wikipedia'dan falan da baksın, ben şimdilik aklımda kalanlarla şu kadarını hemen söyleyebilirim:

nasır'ın en büyük başarısı, darbeci hiyerarşi içinde bilmem kaçıncı sırada başladığı kral faruk'u (2) devirme hareketinde üstlerini bertaraf ederek mısır'a başkan olabilmesidir. bu hareket batı'yı ve de bilhassa mısır' a tarihî hâmi pozlarındaki dişi sökülmüş aslan ingiltere'yi kızdırdığından, nasır ülkesini hafif tertip "sosyalist" bir fırça ile pembeye boyamıştır.

nasır, 1956 da süveyş kanalını millîleştirince, ingiltere ve fransa israil'i de kışkırtarak bir harb başlatmaya kalkışmışlar, fakat fazla ilerleyemeden, amerike araya girerek, hattâ iki müttefikini de "sizi de fenâ döverim haa!.." diye azarlayarak, ortalığı yatıştırmış ama aradan nasır "büyük lider" diye sıyrılmıştır.

kanal mısır'da kalmış ama o gün bu gündür, gerçekte, kârını batılılar götürmüştür.

nasır batı korkusu ile sovyet rusya'ya utangaç adımlarla yanaşıp, moskova'nın kıt kanaat bütçesinden epey bir sadaka da koparmıştır. bu yardımın çoğu askeri harcamalara gitse de, "kalkınma hamlesi" adı altında, arada, bin yıllardır mısır'a bereket taşıyan nil nehri, rus-mısır ortak yapımı assuan barajı vasıtası ile "kontrol altına alınmış", nehrin getirdiği aluvyon artık baraja takıldığından, bütün ülkeyi besleyen nil vadisi, çölleşmeye başlamııştır. assuan, sanılanın aksine, mısır'ı ekonomik olarak geriletmiş, bu arada luxor harabeleri gölün ve çamurunun altında kalmış, putperest kültür böylece bir komonist-müslüman darbe daha yemiştir.

nasır efendi, yoklukta arab dünyasında lider olunca, gaaayetle muhteris bir projeye de kalkışmış, arab birliğini evrensel bir kudret haline getirmenin ilk adımı olarak, suriye ile birleşir gibi yaparak "birleşik arab cumhuriyeti" diye bir oluşum yaratmıştır.

anımsayalım, bu tür az gelişmiş toplumlarda, ekmek siyasettedir, siyaset de devlete hakim olabilmektir. tabii, birleşik bir devlet ayrı ayrı çöplenilebilecek iktidar sofralarını, sofraya konacak ganimetin çoğalması hiç garanti değilken teke indireceği için, b.a.c. denen garabe de bir kaç yıl sonra kendini feshetmiştir.

ama, nasır'ın mimarı, hattâ baş mimarı olduğu aslî felaket, 1967 arab-israil savaşıdır. yaklaşık 100 milyon nüfusluk kaynaktan (ve petrol kuyularından) beslenen birleşmiş arab kuvvetleri, 1967 haziranında "siyonist devleti yerle bir etmek, haritadan ve tarihten silmek" gibi ulvî bir amaçla israil' e saldırmışlar ve tam altı gün harb etmişlerdir. o yüzden, toplam dört israil-arab çatışması arasında (3) her halde en belirleyici olan bu harbe "altı gün savaşı" denir.

harbin sonucunu bilmeyen zâten bugünkü durumdan bile (4) tahmin edebilir de, sonrasında anlatılan "arab tankları özel imalat, bir ileri altı geri vitesli yapmışlar kolay ricâd edebilmek için;" veyâ "mısır orduları allah allah nidâları ile kahramanca israil'e saldırdırlar, akabinde de alllah allaaaah, allah allaaah nidâları ile, hayretlerini ifade ederek, koşa koşa döndüler," gibi hicivler, en meraksız kişiye bile sonuç hakkında bilgi verebilir.

nasır'ın arab birliği yaratma projesi gibi, kahraman birleşik arab ordularının muzaffer komutanı olma hevesi böylece israil'in 1948de elde ettiği toprakları bir kaç katına çıkarması ile neticelenmiş, arab itibarı pây-i mâl olmuştur. arablar bile, altı gün savaşı diye bilinen bu harbe "nâkısa" derler - yani eksiye geçiş! savaşa israil birliklerinin bir kaç kat fazlası arab kuvvetleri katılmıştır. esas müttefikler mısır, suriye ve ürdün'dür ama ırak ve saudîlerden, fas'a kadar muhtelif arab devletleri de, destek ve sembolik sayıda da olsa mücahid göndermişlerdir.

filsitinlilerin mâkus talihi, nâkısa ile büsbütün beter olmuş; hangi akla hizmet ise, yenilgiden sonra tek çare olarak uçak kaçırma, orayı burayı bombalama gibi şiddet eylemlerine yöneldikleri için, medenî dünya çapında nefret nesnesi haline gelmişlerdir. terörist yaftasının fayda sağlamadığını anlayıp, diplomasi yolunu benimsedikten yıllar sonra, bugün dahî çektikleri, o dönemde yarattıkları imaj neticesidir. ayrıca, o sıralar sığındıkları ürdün de, 1970 başlarında çok kanlı bir savaştan sonra filistinlileri topraklarından zorla kovmuştur.

hamas'ın sandık demokrasisi ile işgal ettiği gazze ( fatah'ın elindeki batı şeria gibi) de 1967 savaşında israil tarafından zaptedilmiştir.

nasır, nâkısayı müteakip istifa etmiş ama mısır halkı da arab dünyası da "biz senin gibisini bulamayız aman bizi bırakma!" diye yalvarınca, ölene kadar yerinde kalmıştır.

nasır'ın aslen uçan balon kıvamındaki itibarına en katkıda bulunan olaylardan biri de, bandung konferansının mimarlarından olmasıdır. "bağlantısılar hareketi" diye de anılan bu konferans çerçevesindeki gevşek örgütlenme, nato, cento, seato vs. ve varşova paktı (5) üyesi olmayan, çoğunlukla ya züğürt ya da petrol üreticisi "kalkınmakta olan" ülkeyi, dünya politikasında üçüncü bir kuvvet merkezi olarak tesis etmeyi amaçlamakta idi. nasır'ın en başta adı geçse de, bandung'un asıl lokomotif kurucuları hindistan'ın lideri jawaharlal nehru ile yugoslavya'yı tek başına ayakta tuttuğu öldüğünde anlaşılan josip broz tito idiler.

bu büyük "başarı"nın dünya barışına getirdiği en önemli katkı, birleşmiş milletler genel kurulu denen forumun tamamen öksürükten tayyare bir uluslararası kuruma dönüştürülmesi idi. kısaca, yardımla beslenen diktatoryalar meclisine dönen genel kurulun siyasî hükmü kalmayıverdi, halâ da yok...

haa, unutmadan, bandung örgütlenmesine verilen en yaygın isim de "üçüncü dünya" hareketidir. sadece üçüncü dünya deyiminin zihinlerde uyardığı içerimler, çağrışımlar bile nasır'ın başarısını tescil ve tevsîk etmeye yeter ama bizde buna da heveslenenler çıkacağına bahse hazırım.

hayrı dileyenin olsun.

--------
(1) mücellâ, parlak yüzey
(2) hani şu devrildikten sonra "yakında yalnız iskambil desteleri ile ingiltere'de krallar kalacak," deyen şişman adam.
(3) 1948, 1956 süveyş krizi, altı gün savaşı ve 1973 yom kippur savaşı.
(4) savaş sonunda israil neredeyse kahire'ye girmiş, mısır'ın asya'daki topraklarını, batı şeriâ ve gazze'yi, golan tepelerini ama en önemlisi kudüs'ü eline geçirmiştir. işgal ettiği toprakların bir kısmını hiç savaş kaybetmediğiğ halde, 1980 lerdeki menahem begin- anvar sadat yumuşaması sürecinde ve sonraki barış aşamalarında geri vermiştir. yâni, israil'in şu sıralar yeniden "işgal" ettiği gazze, zâten israil'in 1967'de zapt ettiği ve geri verdiği bir yerdir.
(5) zamanede sovyetler birliğini tanımayan çok, varşova paktı da komunist blok tarafından nato'ya karşı kurulmuştu.

No comments: